2024 Şubat, Kitap Kültür Yaşam Dergisi

SANAT HEP BİR BAŞKA KAPIYI AÇAN YOLCULUKTUR
Evvelden Tepebaşı ‘nda Etap Oteli vardı ve bu o telin arkasındaki sokaklarda İstanbul’un en meşhur antika dükkânları sıralanıyordu. Hatırlıyorum, işyerinde öğlen yemeğini yedikten sonraher vakit bulduğumda bu dükkânlara girer çıkar, antikerlerle sohbet eder, içeride teşhir edilen objeleri incelerdim. Zamanlaher hafta eve yeni birparçayla gider olmuştum. Gümüş şamdanlar, tombaklar, ipek halılar, sedefli aynalar, sehpalar, çekmeceler…1 benim için en kıymetli kağıt, müze bileti; en güzel rota, sanat köyleri Kemal Gülman’m uzun iş yaşamına vakıf olduğunuzda, İstanbul’ayönelik keyif veren bir yolculuğu da tamamladığınıza emin olabilirsiniz. Sanatsal adımları için de aynı şey geçerli. Haliç kıyısının güzel semti Balat’ta çocukluk çağında başlayan iş yolculuğunda Tahtakale, Cağaloğlu, Şişhane, Tepebaşı’na uzanırken, Boğaziçi’ne, Bebek’ten, Tarabya’ya, Üsküdar’a, Caddebostan’a, İstanbul’un yeni gelişim alanlarına da uğruyorsunuz. Sanat yolculuğu için de esin kaynağının İstanbul yaşanmışlığı olduğundan şüpheniz olmasın. Gülman’ın sanat sevdası, Tepebaşı çevresindeki antikacılara dönük yolculuklarıyla başlıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇOLAK GÜLMAN Group’un kurucusu Kemal Gülman’m Tarabya sırtlarımdaki evi ve bahçesi yıllanmış bir açık hava müzesi haliyle karşılıyor misafirlerini. Geniş araziye özenle yerleştirilmiş heykellerin her biri âdeta evin sahipleri. Hangisinin başında dursanız, başka sohbetler açılıyor. Konutun içinde de manzara aynı. Her bir köşeden duvarda asılı ‘hoş geldiniz’ diyen tablolar, gülümsemenize eşlik ediyor. Tüm bu sanat korosunun oluşumuna ve Tarabya’yı yurt edinmelerine vesile olan Kemal Gülman, yaşamının büyük bölümünü bu eşsiz ortamda geçiriyor. Sanatla meşgul olmanın, üreten veya takip eden fark etmez, iç içe bulunmanın ne anlama geldiğini kendisinden dinleyelim: “Yaratıcı olmak herkese nasip olan bir yeti değildir. Sanatçı, ona bahşedilmiş yaratıcılıkla eser verir. Onun eserine bakan bizler ise hayatımıza bir yenilik, bir bakış açısı, bir farklılık taşırız. Bu, bence hele de zor zamanlarda insana sunulmuş büyük bir lükstür. İyi bir meşguliyettir. Gidip olmasanız da sanat eserlerine bakarak, eserleri anlamaya çalışarak kendinize başka kapılar açarsınız. Mutlu olursunuz. Benim için sanat, mutluluk sebebidir, kafama ve ruhuma iyi gelir. Umuttur. Bir iyilik halidir. İnsanı daha umutlu, daha iyimser yapar. Bunun zenginlikle çok ilgisi olduğunu da düşünmem. Keşke daha öğrencilik yıllarından itibaren gençlerimize sanatın bu pozitif insana iyi gelen taraflarını daha fazla anlatılabilsek…” 16 yaşında Tahtakale’de bir dış ticaret şirketinde tezgâhtar olarak başlayan iş yaşamında, 19 yaşındayken kendi kanatlarıyla uçmaya karar veren Kemal Gülman, tam 72 yıldır iç ve dış ticaretin ve sanayinin içinde. Pek çok alana el atmış bu uzun zaman sürecinde. En çok da Türkiye’de yerli sanayiinin oluşumu sırasında ve tabii ki şimdi de ihtiyaç olan ara mamul ithalatıyla ilgili gümrük mevzuatının oluşmasında sihirli fikirler ve bilgiler ortaya koyan isim olarak anılıyor iş yaşamında. Her gün birkaç günlük gazeteyi satır satır okuyan, düzenli olarak teknoloji, ekonomi ve sanat yayınlarını, akımlarını takip eden Gülman “Zamanla klasikten çağdaş sanata, resimden heykele yöneldim” diyor ve heyecanla anlatıyor sanata olan merakını. Yurtiçi ve yurtdışı sanat fuarları, atölye ziyaretleri, bilhassa Güney Fransa’nın ikonik sanat köylerindeki galeriler, antikacılar, onun sanat rotasının değişmez durakları. Biz filmi geriye sarıp, “Nasıl başladı ?”diye soruyoruz. “Hiçbir karşılaşma boşuna değildir, herkesten öğrenecek bir şey vardır” diye başlıyor ve sözü, yakın zamanda kaybettiği dostu ve eski iş ortağı İtalyan Kont Sibaldi’ye getiriyor. Gerçi anlaşılan, Kemal Bey sözünü ettiği Sibaldi’den bir değil birden fazla şey öğrenmiş. Âdeta yeniden yaşayarak anlatıyor o günleri Kemal Gülman… 1980’li yıllarda Dario Sibaldi adında bir iş insanının VIP Casa adlı batarya markasının Türkiye mümessilliğini almış. Aralarında ticari ilişkinin yanı sıra güzelde bir dostluk oluşmuş. Sibaldi, köklü bir aileden gelen, kont unvanlı, oldukça şık ve zarif bir insanmış. Birkaç kez Kemal Gülman’ı İtalya’da ağırlamış. Bir yaz ayında, bu kez Gülman, Sibaldi’yi Türkiye’ye davet etmiş. Sibaldi, “Birlikte güneye inersek gelirim” demiş ve Bodrum’u görmek istediğini söylemiş. O seyahatte Kemal Gülman’a, Bodrum’un ileride çok değerleneceğini, muhakkak bu bölgeden arsa yatırımı yapması gerektiğini salık vermiş. Kemal Gülman, Sibaldi’nin tavsiyesine uyarak, Bodrum’da arsa almaya başlayınca,
T dekoratif eski eserlerden, resim ve farklı dallara uzandı
Kemal Gülman, 601ı yaşların başlarında tutkuya dönüşen sanat eseri sahibi olma sevdasıyla kendisini Tepebaşı’ndaki şirket binasından sıklıkla sokaklara atıyor. Semtindeki antikacıların gediklisi oluyor. Hemen herkes öğlenleri yemeğe çıkarken, o antika dükkânlarına uğruyor. Dostlarıyla ya bir antikacı dönüşü elinde bir objeyle ya da hızlı adımlarla yollara düşmüşken karşılaşmalarını gülerek hatırlıyor. Yaşam öyküsünü başarı ile anlatan, değerlendirmesini Hakan Güldağ’ın yazısında okuyacağınız İş’ten Hikayeler/ Tecrübelerim, Tavsiyelerim kitabında o günlere ilişkin şu cümleler var: “Dekoratif eski eserlerle başlayan koleksiyonerlik maceram, zaman içinde başta resim olmak üzere, farklı yaratım alanlarındaki eserleri toplamak suretiyle yeni bir biçim aldı. 1990 yılının son günlerinde Maçka Mezat Antikacılık şirketinin düzenlediği müzayedede, Osman Hamdi Bey imzalı ‘Çiçek Yetiştiren Kız’ isimli, tuval üzerine yağlıboya tabloyu o gün için önemli sayılabilecek bir bedelle satın aldığımı söyleyebilirim. Osman Hamdi ile açılan kapıdan içeriye ilerleyen yıllarda Mahmut Cüda, Cevat Dereli, De Mango, Civanyan, Melling gibi sanatçılar da girdi.” Gülman Group’un sonradan gayrimenkul sektöründeki yatırımlarına yön verecek ilk vizyon filizlenmiş. Bu, elbette çok kıymetli bir tavsiye ancak anlaşılıyor ki Sibaldi, Kemal Gülman için bundan çok daha fazlası: “Kont Sibaldi’ye duacıyım. Ondan hayatla ilgili çok şey öğrendim. Onu tanıdığımda parayı nasıl kazanacağımı öğrenmiştim ama zannederim parayı nasıl harcayacağıma dair düşüncelerim onu tanıdıktan sonra epeyce gelişti.”
BİR BAŞKADIR BEYOĞLU
KEMAL Gülman’ın antikalara, geçmişi bugüne taşıyan objelere ve pek tabii sanat eserlerine merakı Sibaldi’yi tanıdıktan sonra iyiden iyiye artmış. Aynı dönemde, biraz tesadüfler biraz da tercih diyelim, Gülman Group 30 yıllık Cağaloğlu devrini kapatıp yeni ofisini Tepebaşı’ndaki Art Nouveau tarzı binaya taşımış. Tepebaşı’nda, Büyük Londra Oteli’nin de mimarı olan İtalyan Guglielmo Semprini tarafından inşa edilmiş olan binanın 1904 tarihli olduğunu hatırlatalım ve devam edelim. Şimdiki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün olduğu bu şık binaya geçmek, Gülman’ın mekân tasarımlarına sanatsal estetik katma arayışlarına yön vermiş. Bakın o günleri nasıl anlatıyor: “Evvelden Tepebaşı’nda Etap Oteli vardı ve bu otelin arkasındaki sokaklarda İstanbul’un en meşhur antika dükkânları sıralanıyordu. Hatırlıyorum, işyerinde öğlen yemeğini yedikten sonra her vakit bulduğumda bu dükkânlara girer çıkar, antikerlerle sohbet eder, içeride teşhir edilen objeleri incelerdim. Zamanla her hafta eve yeni bir parçayla gider olmuştum. Gümüş şamdanlar, tombaklar, ipek halılar, sedefli aynalar, sehpalar, çekmeceler… Bu merakım ilerleyen yıllarda beni Türk ve dünya ressamlarının, heykeltıraşlarının eserlerinden oluşan bir koleksiyona sahip olmaya kadar götürdü…” Kemal Gülman, yaşadığı mekânlara sanat eserleriyle yepyeni bir kimlik kazandırmayı hiç bitmeyenbir heyecan olarak nitelendiriyor. Onun için ofis ya da ev fark etmiyor; adı kendisiyle anılacak olan tüm alanların duvarları, odalarıher birini özenle seçtiği eserlerle farklıbir kimlik kazanıyor. Kendisini bir koleksiyoner olarak tanımlamadığını söylerken samimi: “Benim seçtiğim eserler tamamen kendi beğenime göredir. Şu sanatçı bu sanatçı olsun diye hareket etmem. Gözümünbeğendiği, koymayı düşündüğüm mekâna değer katacağına inandığım isimsiz bir parçayı da çok ünlü bir sanatçının standart dışı, belki kendisinin dahi emin olmadığı bir eserini de benim evimin baş köşesinde yan yana görebilirsiniz… Benim için eser seçiminde, parçaların zıtlıkları ve benzerlikleriyle birbirlerine uyumla eşlik etmesi esastır.”
ANTİKAPAZARLARINDAKİ SÜRPRİZ EŞYALAR
Yurtdışındaki antika dükkânlarının, özellikle de yazları yaşadığı Monaco’ya yakın Cote d’Azur kentindeki antika pazarlarının müdavimi olan Kemal Gülman, buralarda yoluna çıkan sürpriz objelerin cazibesini hiçbir şeye değişmediğini söylüyor ve “Bir sanatçının elinden çıkan sanat eserleri elbette çok kıymetlidir. Ancak objeler de beni en az resimler, heykeller kadar heyecanlandırıyor. Bir dönem belki binlerce insanın sahip olmak için hayalini kurduğu, ancak Avrupalı şanslı seçkinlerin ya da kırsal varsılların sahip olabildiği bir makine ya da sıra dışı formda bir gümüş ev eşyası, benim için büyük bir maceranın başlangıcı olabiliyor” diyor. Dönem dönem bazı tür objelere merak saldığını ve tek bir alana odaklandığım vurgulayan Gülman, şöyle devam ediyor: “Mesela masa saati diyelim, onun değişik varyasyonlarını bulabilmek yaşamımdaki önemli hedeflerden biri haline gelebiliyor.” Kemal Gülman’ın sanata olan ilgisinde mimari her zaman önde gelen bir disiplin olmuş. Buna karşılık Gülman Group, 70 yıllık tarihinde gayrimenkul geliştiricisi ve arsa yatırımcısı kimliklerinin ötesine hiç geçmemiş, hiçbir dönemde müteahhitlik yapmamış örneğin. Kemal Gülman için bunun tekbir istisnası var; o da bugün oturduğu, Tarabya’daki köşk. İki buçuk dönümlük arazide kurulu evin inşasında her santimetrekare ile kendisi ilgilenmiş. İnşaatı tamamlandıktan sonra uzun yıllar kiralık olarak değerlendirilen köşk; şimdilerde Kemal Gülman’ın gayretleriyle her köşesinde sanat kokan bir yuvaya dönüşmüş. “Yanlış anlaşılsın istemem, hiçbir zaman okulunu okumadığım bir işin uzmanlığına soyunmadım. Ama bir alan ilgimi çekiyorsa, o alanı kavrayabilmek, öğrenebilmek için çok okudum, çok yayın takip ettim, işin uzmanlarının, ustalarının görüşlerini dinledim. Mimari ve dekorasyon alanındaki öğrenme yolculuğum da işte böyle bir çabayla şekillendi” diyor Gülman. İSTANBUL’UN BÜYÜSÜ KEMAL Gülman’ın Tarabya’daki evinin bahçesinde ve iç mekânlarında Süleyman Saim Tekcan’dan Seçkin Pirime. Ebru Yılmaz Çakmak tan Ahmet Güneş ekinde kadar farklı akımlardan, farklı sanatçıların eserleri yer alıyor. Beş kuşaktır İstanbullu bir aileye mensup olan Kemal Gülman, sanata tutkun bir insan için İstanbul’un çok ilham veren bir şehir olduğunu söylüyor. Bahçesindeki eser seçimlerinde, 19. yüzyıl başı çeşmelerinden duvar süslerine kadar İstanbul’un köklü kültürel zenginliğini yansıtan çok fazla detay var. Evinde, çalışma odasında oğlu ve Gülman Group Yönetim Kurulu Başkanı Polat Gülman’ın hediyesi, İstanbul gravürleri kitabı baş köşede. Kemal Gülman’ın koleksiyonunda İstanbul en önemli temalardan biri. Belki de bu yüzden İstanbul ve sanat hakkında söyleyecek çok sözü var: “Ne kadar şanslıyız anlıyor musunuz? Dünyada İstanbul kadar sanata, sanatçıya ilham olmuş ve olabilecek başka bir şehir sanat ne kadar hobi, ne kadar yatırım alanı? (Kitaptan devamla) “Aklınıza bu alanı ne kadar hobi ne kadar yatırım alanı olarak sahiplendiğim sorusu gelebilir Gayet doğal bir soru. Ben de aynı doğallık ve samimiyetle yanıt vereyim. Evvela bu işe girince, bana göre önce beğenmeniz gerekiyor. Kayda değer bir para vereceksiniz ve karşılığında aldığınız eseri götürüp yaşadığınız yere, evinizin duvarına asacaksınız. Böyle bir parçanın her şeyden önce gözünüze hitap ediyor olması lazım. Ben de ne seçtiysem beğenerek seçtim. Sonrasında elbette, gayet doğal olarak maddi anlamda da değerinden kaybetmesini istemedim. Hâlâ da istemem. Ama bunun çok öyle size bağlı olmadığını da hatırlatmalıyım.” olduğuna inanmıyorum. Dün de öyleydi, bugünde… Bu şehirde her şey var; Doğuda var Batı da. Şatafat davar sefalet de. Yeşilde var beton da. İsyan da var itaat de. 1800’lerin sonunu düşünün, Batı’nın en önemli resim salonları Pera’da açılıyor. Batılı ressamlar, mimarlar saray tarafından himaye ediliyor. Bir tarafımız yıkılıyor, diğer tarafımız sanatla yeşeriyor. Şehir o kadar güzel, o kadar büyük ve o kadar çok kültürlü ki… Sanatı besleyen damarlardan yana çok şanslı, çünkü zıtlıkların şehri. İstanbul temalı eserler özellikle çok ilgimi çekiyor, heyecan duyuyorum, daha fazla sahipleniyorum…” ŞEHRİN KÖKLÜ MİRASINA SAYGI 71 YILLIK iş yaşamının her döneminde, yabancı iş ortaklarıyla çalıştığını vurgulayan Kemal Gülman; şimdi vaktinin önemli bir bölümünü Tarabya’daki bu evde geçiriyor. Ofis olarak da kullandığı kış bahçesinde dünyanın farklı milletlerinden misafirlerim de ağırlayan Gülman, “Artık işlerin başında oğlum Polat var, çok da başarıyla yol alıyor. Ben ise tecrübemle, fikirlerimle ona eşlik etmeye, katkı sunmaya çalışıyorum. Bu yarı emeklilik döneminde burada huzur buluyorum. Okumak, dinlenmek ve çalışmak için harika bir ortamdayım. Misafirlerimi de ofis yerine daha çok burada ağırlıyorum. Bu ortamı, dünyanın en güzel şehri İstanbul’a bir saygı mekânı olarak tasarladım. Bu kadim şehrin kültürel zenginliği, kuşaktan kuşağa devrettiği kültürel mirasını çok önemsiyorum. Bir nebze de olsa sanatsal tercihlerimle bu havayı gelen herkese ve elbette aileme, çocuklarıma ve her şeyden çok sevdiğim torunlarıma solutmak amacındayım” diyor. Sanata dair fikirlerinin şekillenmesinde, yakın dostlarıyla yaptığı istişarelerin de önemli katkısı olduğunu söylüyor Kemal Gülman. “Arkadaş toplantıları, seyahatler sanattaki akımları, yeni sanatçıları, yeni mekânları duymak öğrenmek açısından son derece faydalandığım fırsatlar olmuştur” derken, sözü rahmetli Sakıp Sabancı’ya getiriyor. Sabancılar, Güney Fransa’da yaptıkları unutulmaz tatilleri anımsatan Gülman; “Sakıp Ağa çok değişik, nevi şahsına münhasır bir insandı. Çok dikkatliydi ve gözü çok iyiydi. Birlikte çok galeri dolaştık, çok müze, sanat köyü gezdik. Tercihlerimizin ayrıştığı ve birleştiği oluyordu ama o bana ben ona çok fazla danışıyorduk. Piyasayı iyi bilirdi ben de pazarlıkta iyiydim. Şimdi evimdeki pek çok parçaya baktığımda, sevgili Sakıp Bey ile ortak sohbetlerimizi, hatıralarımızı anımsıyorum; bu da bana büyük bir mutluluk veriyor” diyor. SANAT İYİDİR, SANAT UMUTTUR KEMAL Bey’in yaşam felsefesinde gülmek ve pozitif bakış en birinci sırada yer alıyor. Bu meseleyi, atalarına, bu soyadını kendilerine layık gören babası, gazeteci Lemi Gülman’a bir saygı meselesi olarak da görüyor. Babası Lemi Gülman, uzun yıllar Son Söz Gazetesi’nde yazar ve idareci olarak çalışmış. Son derece mülayim, iyi huylu bir insanmış. Soyadı seçimini şöyle anlatmış oğlu Kemal’e: “Çocuklarım, torunlarım hep gülsün diye… Gülmeyi unutmasınlar, hayat şartları ne getirirse getirsin gülmeyi bir vazife olarak görsünler diye bizim soyadımız Gülman’dır…” Bugün eskisi kadar olmasa da hâlâ işleri takip ediyor. Sanatla ilgileniyor, sanatın iyileştiren gücüne yürekten inanıyor. Sohbetimizi onun şu sözleriyle bitiriyoruz: “Bu yaşımda benim için en kıymetli kâğıt, müze bileti. En güzel rota, sanat köyleri. Yeni tanıştığım sanatçılarla sohbetlerim, karşılıklı dostluğumuz ise paha biçilmez mutluluk…”
Dış ticarete 70 yıl ‘akıl hocalığı’ yaptı ‘derin’ deneyimlerini kitaplaştırdı
Bugün tek tuşla neler neler halledebiliyoruz değil mi? Teknolojinin getirileri, örneğin dış ticaret işlemlerinde hayatımızı ne çok kolaylaştırıyor. 1950’lerde öyle miydi oysa? l’den 99’a kadar listelenmiş gümrük tarifelerinin yazılı olduğu siyah bir kitap vardı örneğin. Ezberlenmesi gereken. Gümrükler, lisanslar, kambiyo işlemleri, döviz kısıtlamaları, akreditasyonlar, teminatlar, binbir türlü kurallar, ilk nesil makinalarla yap ilan hesaplamalar derken, içinden çıkılması zor işti dış ticaret. 0 tarihlerde bu zor işi, iş edinen Kemal Gülman, 70 yılı aşkın süredir ithalat rejiminin deyim yerinde ise ‘akıl hocası’ olmuş. Otobiyografi kitabı İş’ten Hikâyeler’den öğreniyoruz ki Kemal Gülman, ithalat ağırlıklı yürüttüğü uzun iş yaşamına 16 yaşında Tahtakale’de başlıyor. E ser, Gülman’ın ana iş alanı dış ticarette attığı adımlar üzerinden aynı zamanda bir dönem kitabı olarak da görülmeyi hak ediyor. Dolaşa dolaşa aradığım yazıhaneyi Tahtakale’de küçücük bir odacık olarak buldum. Gittim, bir tabelanın üzerine koca koca ‘Kemal Gülman Müessesesi’ yazdırdım. Yurt dışından ürün getirmek isteyip de daha önce bu işe girmeyenler, bir denemek isteyip de cesaret edemeyenler bizim yazıhaneye geliyordu. Ben ne mi yapıyordum? Yüzde 10 kârımı garanti ettiğim, mevzuata aykırı olmayan, gümrükte karşılığı olan her işe bakıyordum. ‘İŞ’TENHİKAYELER, Kemal Gülman, Gülman Group TAHTAKALE ‘yi hemen hepimiz biliriz değil mi? Ticaret erbabı olmamıza gerek yok; yolumuz düşmese de İstanbul’da yaşamasak dahi, adını duymuşluğumuz muhakkak vardır. Tarihi yarımadada daha çok Müslüman ticarethane sahiplerinin bulunduğu Eminönü bölgesindedir. Kendisi kadar meşhur, Sultanhamam, Mahmutpaşa, Mercan ile birlikte ticari yaşamın simge mahallelerindendir.l980Tere kadar döviz alım satımının merkeziydi, Tahtakale Borsası olarak da ünlendi. Günümüzde ana caddesinden, en dar sokaklarına kadar tıklım tıkış işletmelerde her türlü ürün satışa sunuluyor. Büyük ithalat işlemleri de dönüyor piyasasında, küçük bir el aleti almak isteyen vatandaş da uğruyor dükkânlara. İstanbul tarihinde önemli bir yeri vardır Tahtakale’nin. Adını da zaten tahtadan inşa edilmiş kalenin varlığından alır. Ticaretin her dönem çekim merkeziydi. Daha çok dış ticarete yatkın esnaf kümelendi. Bu açıdan özel sektörün öne çıktığı, sanayinin çeşitlenmesinden dolayı çokça ara mamule ihtiyaç duyulduğu 50Ti yıllardan itibaren önemi daha da arttı. Biliyorsunuz, ‘Mısır Çarşısı’ndan yetişti, Kapalıçarşı esnafıydı, Sultanhamam’dan doğdu gibi tabirler çokça yapılır tanınmış iş insanlarına. Kardeş mahallelerde, ticaret noktalarında olduğu gibi Tahtakale’nin bünyesinden de çok iş insanı yetişti. Havasını soluyan, suyunu içen sayısız girişimci arasından sıyrılarak işlerini büyüten iş insanları içinde Kemal Gülman da yer aldı. Gülman Group kurucusu Kemal Gülman, kökleri İspanya’ya uzanan ailesinin Balat’ta doğan ferdi olarak 16 yaşında adım atıyor Tahtakale’ye. 1940’larm sonları… Genç Gülman’ın ilk işi, çıraklığı diyelim, matbaa ve baskı makineleri satan bir firmada başlıyor.
Gazetelere ve matbaalara hitap eden makinalar Avrupa’dan getiriliyor. Yani ithalatçı ilk işyeri. Önceleri getir-götür işleri yapan, ilk nesil fotokopi makinalarının başında duran Gülman, işletme içinde yürütülen görüşmeleri yakından takip ediyor. Neler konuşuluyor, hangi işler planlıyor ve hepsinden önemlisi bu ticaretin mevzuat kısmı ilgisini çekiyor Gülman’ın. Bu ilgi, zamanla uzmanlığa, kendi işini kurmaya uzanıyor. Dünyanın her tarafından ithal ürün getiriyor Kemal Gülman. Ne bulursa, memlekette neye ihtiyaç varsa, temsilciliğini alsın almasın, hangi firma ile anlaştıysa satın alıp Türkiye’ye getirdiği mallar, endüstrilere ilaç gibi geliyor. Yanı sıra nihai ürün de getiriyor. Bir milyon spor ayakkabı getiriyor örneğin. Ürünün kral olduğu dönemler… Dış ticaret alanında uzmanlaşan Kemal Gülman, dönem dönem sanayiye adım atsa da, ortaklıklar kurarak farklı alanlarda faaliyet yürütse de ticareti, en çok da dış ticareti seviyor. Gümrük mevzuatında uzmanlaşıyor. Tarifeleri eksiksiz ezberliyor. İlgili yayınları tek tek okuyor, en çok da gümrük tarifelerinin yazdı olduğu siyah kitabı. Merkez Bankası lisansları, kambiyo işlemleri, döviz giriş çıkışları, akreditasyonlar, teminatlar, kurallar, kaideler tek tek zihnine yerleşiyor Gülman’ın. Zamanla öyle bir hale geliyor ki gümrükle ilgili işi olan Kemal Gülman’ı buluyor. Alanında akıl danışılan nerede ise döneminin tek adresi oluyor. Hatta, yalnızca dış ticaret işi olan firma temsilcilerine değil, gümrük memurlarına, Ankara’daki ilgili dairelere de yol yordam gösteriyor Gülman. Yukarıdaki satırlar için bugün, ithalattan, gayrimenkul geliştirmeye, yenilebilir enerjiden girişim sermayesi yatırımlarına kadar değişik alanlarda faaliyet yürüten Gülman Group’un kurucusunun hayat hikâyesinin kendi ağzından aktardığı İşten Hikâyeler’-Tecrübelerim, Tavsiyelerim adını taşıyan kitabımdan yararlandım.
İş insanı Kemal Gülman’ın anılarını anlattığı kitabı “İş’ten Hikâyeler”, 90 yıla sığdırılmış onlarca başarının dönüm noktalarına götürüyor okurunu. Çocukluğundan başlayarak hayatının önemli olaylarım kaleme aldığı anı kitabı, gençlere önemli tavsiyeler veriyor. Hep meraklı olun, ne iş yaparsanız yapın, gözlem yapın, çevrenizi inceleyin, sorun, öğrenin’ diyor Gülman. Aynı anda birden fazla projeyle ilgilenmeyi iş düsturları arasında sayan Kemal Gülman, kitabını hep sevdiği soyadıma atıf yaparak, “Gülmek bir tercihtir, gülmekten vazgeçmeyin, gülmeyenin şansı gülmez” sözleriyle bitiriyor.